AMD, AM5 Soket Desteğini 2029'a Kadar Uzattı: Zen 6 ve Zen 7 Yolda
AMD, Computex 2026'da AM5 platform desteğini 2029 yılına kadar uzattığını duyurdu. Bu karar, Zen 6 ve muhtemelen Zen 7 işlemcilerin mevcut anakartlarla uyumlu olacağı anlamına geliyor.
AMD, Computex 2026 etkinliğinde AM5 soket desteğini 2029 yılına kadar genişlettiğini resmen açıkladı. Şirket, mevcut platformun ömrünü en az üç yıl daha uzatarak kullanıcılara uzun vadeli bir yükseltme yolu sunmayı hedefliyor. Bu hamle, özellikle yeni bir anakart almadan işlemci değiştirmek isteyenler için önemli bir avantaj sağlıyor.
Açıklamaya göre, gelecek nesil Zen 6 işlemciler ve hatta sonraki Zen 7 serisi de AM5 soket ile uyumlu olacak. AMD, bu sayede kullanıcıların 2029 yılına kadar aynı anakartı kullanarak en yeni işlemcilere geçiş yapabileceğini belirtti. Şirket, platform stabilitesini ve geriye dönük uyumluluğu ön planda tutarak bu kararı aldığını vurguladı.
AM5 platformu, ilk olarak 2022 yılında Ryzen 7000 serisi ile tanıtılmıştı. O tarihten bu yana AMD, soket yapısını koruyarak kullanıcıların anakart değiştirmeden işlemci yükseltmesine olanak tanıyor. Şirket, bu stratejiyle Intel'in daha sık soket değiştirme politikasına karşı rekabet avantajı elde etmeyi amaçlıyor.
Zen 6 işlemcilerin 2027 yılında piyasaya sürülmesi beklenirken, Zen 7 serisinin ise 2028-2029 aralığında çıkması öngörülüyor. AMD, yeni nesil işlemcilerde performans ve verimlilik iyileştirmelerinin yanı sıra bellek ve bağlantı teknolojilerinde de güncellemeler sunacağını duyurdu. Ancak şirket, henüz bu işlemcilere ilişkin detaylı teknik özellikleri paylaşmadı.
AMD'nin bu hamlesi, özellikle uzun süreli yatırım yapmak isteyen kullanıcılar için cazip bir seçenek oluşturuyor. AM5 anakart sahipleri, 2029 yılına kadar en az iki nesil işlemci yükseltmesi yapabilecek. Bu durum, toplam sahip olma maliyetini düşürürken, kullanıcıların sistemlerini güncel tutmasını kolaylaştırıyor.
AMD, AM5 desteğinin 2029 sonrasına uzatılması konusunda henüz net bir açıklama yapmadı. Şirket, platformun ömrünü pazar koşullarına ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak değerlendireceğini belirtti. Ancak mevcut taahhüt, en azından 2029 yılına kadar AM5'in aktif olarak destekleneceğini gösteriyor.
Computex 2026'da yapılan bu duyuru, AMD'nin platform sürekliliği konusundaki kararlılığını bir kez daha ortaya koydu. Şirket, kullanıcı memnuniyetini ön planda tutarak uzun vadeli bir yol haritası çiziyor. AM5 soketinin 2029'a kadar desteklenmesi, özellikle yeni sistem kuracaklar için AMD'yi daha cazip bir tercih haline getiriyor.
Xiaomi HyperOS ile AirDrop Desteği: Apple Cihazlarla Dosya Paylaşımı Kolaylaşıyor
Xiaomi, HyperOS işletim sistemi üzerinden Quick Share özelliğine AirDrop desteği ekledi. Bu sayede Xiaomi telefonlar ile Apple cihazlar arasında dosya paylaşımı mümkün hale geliyor.
Xiaomi, HyperOS güncellemesiyle birlikte Quick Share özelliğine AirDrop desteği getirdiğini açıkladı. Bu yenilik, Xiaomi kullanıcılarının Apple ürünleriyle dosya paylaşımını büyük ölçüde kolaylaştıracak. HyperOS'un yeni sürümüyle birlikte gelen bu özellik, iki farklı ekosistem arasındaki dosya transferini sorunsuz hale getirmeyi hedefliyor.
Quick Share, daha önce yalnızca Android cihazlar arasında çalışan bir dosya paylaşım protokolüydü. Xiaomi'nin bu hamlesi, kullanıcıların Apple cihazlarıyla da benzer bir deneyim yaşamasını sağlıyor. AirDrop desteği sayesinde fotoğraf, video, belge gibi dosyalar kablosuz olarak aktarılabilecek.
Bu özellik, HyperOS'un son beta sürümlerinde test edilmeye başlandı. Xiaomi, özelliğin kararlı sürüme ne zaman ekleneceğine dair net bir tarih vermedi. Ancak şirket, güncellemenin kademeli olarak yayılacağını ve uyumlu cihazların listesinin zamanla genişleyeceğini belirtti.
Xiaomi'nin bu adımı, özellikle hem Android hem de Apple cihazları kullanan kullanıcılar için önemli bir kolaylık sunuyor. Daha önce bu tür bir paylaşım için üçüncü parti uygulamalara veya bulut servislerine ihtiyaç duyulurken, artık doğrudan işletim sistemi üzerinden yapılabilecek.
HyperOS, Xiaomi'nin kendi geliştirdiği ve MIUI'nin yerini alan yeni işletim sistemi. Şirket, bu sistemle birlikte kullanıcı deneyimini iyileştirmeyi ve farklı platformlarla uyumluluğu artırmayı hedefliyor. AirDrop desteği de bu hedef doğrultusunda atılan önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
Özelliğin hangi Xiaomi modellerinde kullanılabileceği henüz netleşmedi. Ancak HyperOS güncellemesi alan cihazların büyük bölümünün bu özellikten yararlanması bekleniyor. Xiaomi, uyumlu cihaz listesini ve güncelleme takvimini önümüzdeki haftalarda duyuracağını açıkladı.
Xiaomi'nin bu hamlesi, Apple ekosistemine geçiş yapmayı düşünen kullanıcılar için de bir avantaj oluşturabilir. Dosya paylaşımının kolaylaşması, iki platform arasındaki geçiş sürecini daha az sorunlu hale getirebilir. Şirket, bu özelliğin yanı sıra HyperOS'a başka yenilikler de eklemeyi planlıyor.
Xiaomi, HyperOS'un AirDrop desteğini resmi olarak duyurdu ancak özelliğin kullanıma sunulacağı kesin tarih henüz açıklanmadı. Güncellemenin önümüzdeki aylarda kararlı sürümle birlikte yayınlanması bekleniyor.
Vodafone'un 'Dünya İçin Lazım' Projesiyle 37 Ton E-Atık Geri Kazanıldı
Vodafone, WWF-Türkiye ve Habitat Derneği işbirliğiyle yürüttüğü 'Dünya İçin Lazım' projesinde ilk yılda 37 ton elektronik atığı geri dönüştürdü. Proje, çevre bilincini artırmayı ve sürdürülebilir atık yönetimini teşvik etmeyi hedefliyor.
Vodafone, sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarına bir yenisini ekledi. Şirket, WWF-Türkiye ve Habitat Derneği ile ortaklaşa yürüttüğü “Dünya İçin Lazım” projesinin ilk yılını tamamladı. Proje kapsamında bir yılda 37 tonun üzerinde elektronik atık geri dönüşüme kazandırıldı. Bu miktar, yaklaşık 370 bin cep telefonuna eşdeğer bir hacme işaret ediyor.
Proje, kullanılmayan elektronik cihazların çevreye zarar vermesini önlemek amacıyla başlatıldı. Vodafone, bu girişimle hem atık miktarını azaltmayı hem de döngüsel ekonomiye katkı sağlamayı hedefliyor. Şirket yetkilileri, projenin toplumsal farkındalık yaratma açısından da önemli bir rol üstlendiğini belirtiyor.
“Dünya İçin Lazım” projesi, tüketicilerin evlerinde biriktirdiği eski telefon, tablet, bilgisayar gibi elektronik atıkları topluyor. Toplanan atıklar, lisanslı geri dönüşüm tesislerinde işlenerek yeniden kullanılabilir hammaddelere dönüştürülüyor. Bu süreçte değerli metaller ve plastikler gibi malzemeler ekonomiye kazandırılıyor.
Proje kapsamında ayrıca eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları da yürütülüyor. Habitat Derneği işbirliğiyle düzenlenen atölyelerde, elektronik atıkların doğru şekilde ayrıştırılması ve geri dönüşümün önemi anlatılıyor. WWF-Türkiye ise projenin çevresel etkilerini izleyerek sürdürülebilirlik kriterlerine uygunluğunu denetliyor.
Vodafone, bu projeyle 2030 yılına kadar karbon nötr olma hedefine de katkı sağlamayı amaçlıyor. Elektronik atıkların geri dönüşümü, sera gazı emisyonlarını azaltmanın yanı sıra doğal kaynak tüketimini de düşürüyor. Şirket, benzer projeleri yaygınlaştırarak çevresel ayak izini küçültmeyi planlıyor.
Projenin ilk yılında elde edilen 37 tonluk geri dönüşüm miktarı, hedeflenen rakamların üzerinde gerçekleşti. Vodafone, önümüzdeki dönemde projeyi daha geniş kitlelere ulaştırmak için yeni işbirlikleri ve kampanyalar üzerinde çalışıyor. Şirket, tüketicilerin elektronik atıklarını Vodafone mağazalarına teslim edebileceğini duyurdu.
“Dünya İçin Lazım” projesi, sürdürülebilir bir gelecek için atılan somut adımlardan biri olarak öne çıkıyor. Vodafone, WWF-Türkiye ve Habitat Derneği, projenin ikinci yılında daha fazla atık toplamayı ve farkındalığı artırmayı hedefliyor. Proje kapsamında toplanan atıkların tamamı, çevreye duyarlı yöntemlerle işleniyor.
Popüler zayıflama ilacı Ozempic, beyinde kritik değişiklikler yapıyor
Yeni araştırmalar, Ozempic ve benzeri GLP-1 ilaçlarının sadece kilo vermeyi sağlamadığını, aynı zamanda beynin yapısını, ödül mekanizmalarını ve davranışları etkileyebileceğini ortaya koyuyor.
Ozempic ve benzeri GLP-1 ilaçları, son yıllarda kilo verme amacıyla yaygın olarak kullanılıyor. Ancak yeni bilimsel çalışmalar, bu ilaçların etkilerinin sadece metabolizma ile sınırlı kalmadığını gösteriyor. Araştırmacılar, GLP-1 agonistlerinin beyinde önemli değişikliklere yol açtığını tespit etti.
Bilim insanları, bu ilaçların beyindeki ödül merkezlerini doğrudan etkilediğini belirtiyor. Özellikle dopamin yolları üzerinde yapılan incelemeler, ilacın yemek yeme isteğini ve bağımlılık yapıcı davranışları baskılayabileceğini ortaya koydu. Bu durum, Ozempic'in sadece iştahı bastırmakla kalmayıp, beynin yiyeceklere verdiği tepkiyi de değiştirdiği anlamına geliyor.
Çalışmada, GLP-1 ilaçlarının beyin plastisitesi üzerinde de etkili olduğu görüldü. Yani ilaç, sinir hücreleri arasındaki bağlantıların yeniden şekillenmesine neden olabiliyor. Bu durum, uzun vadede kullanıcıların yeme alışkanlıklarının kalıcı olarak değişmesine yol açabilir. Araştırmacılar, bu etkilerin kilo kaybının ötesinde, bağımlılık tedavilerinde de kullanılabileceğini düşünüyor.
Araştırma kapsamında, Ozempic kullanan bireylerin beyin taramaları incelendi. Sonuçlar, ilacın prefrontal korteks ve hipotalamus gibi bölgelerde aktivite değişikliklerine neden olduğunu gösterdi. Bu bölgeler, karar verme, dürtü kontrolü ve açlık-tokluk sinyallerinin yönetiminde kritik rol oynuyor. Uzmanlar, bu bulguların ilacın etki mekanizmasına dair yeni bir pencere açtığını ifade ediyor.
GLP-1 ilaçlarının beyin üzerindeki etkileri, daha önce hayvan deneylerinde gözlemlenmişti. Ancak insanlar üzerinde yapılan bu yeni çalışma, ilacın nörolojik etkilerini daha net ortaya koyuyor. Araştırmacılar, bu ilaçların sadece diyabet ve obezite tedavisinde değil, aynı zamanda depresyon, anksiyete ve bağımlılık gibi durumlarda da potansiyel taşıdığını belirtiyor.
Uzmanlar, bu bulguların heyecan verici olduğunu ancak daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu vurguluyor. Özellikle ilacın uzun vadeli beyin etkileri ve olası yan etkileri konusunda kapsamlı çalışmalar yapılması gerekiyor. Şu anda Ozempic, sadece tip 2 diyabet ve kilo yönetimi için onaylı durumda.
Araştırma, bilimsel bir dergide yayımlanmak üzere kabul edildi. Çalışmanın detayları, önümüzdeki aylarda tam metin olarak erişime açılacak. Bu gelişme, GLP-1 ilaçlarının beyin sağlığı üzerindeki etkilerine dair yeni bir araştırma alanının kapısını aralıyor.
Erin Brockovich'ten veri merkezi gizliliğine karşı yeni kampanya
Çevre aktivisti Erin Brockovich, veri merkezlerinin çevresel etkileri konusunda şeffaflık talep eden yeni bir kampanya başlattı. Brockovich, teknoloji şirketlerinin veri merkezi projelerini gizli tutmasını eleştiriyor.
Çevre aktivisti Erin Brockovich, yıllar sonra yeni bir hedef belirledi: veri merkezleri. Brockovich, teknoloji devlerinin devasa veri merkezlerini çevreleyen gizlilik perdesini aralamak için kampanya başlattı. Ünlü aktivist, bu tesislerin su tüketimi ve enerji kullanımı gibi kritik bilgilerin kamuoyundan saklandığını iddia ediyor.
Brockovich, özellikle su kıtlığı yaşanan bölgelerde inşa edilen veri merkezlerine dikkat çekiyor. Veri merkezlerinin soğutma sistemleri için büyük miktarlarda su kullandığını belirten aktivist, bu durumun yerel su kaynakları üzerinde baskı oluşturduğunu söylüyor. Brockovich, teknoloji şirketlerinin bu konuda şeffaf olması gerektiğini vurguluyor.
Kampanya kapsamında Brockovich, veri merkezi projelerinin çevresel etki değerlendirmelerinin kamuya açıklanmasını talep ediyor. Ayrıca, bu tesislerin enerji tüketim verilerinin düzenli olarak raporlanması gerektiğini belirtiyor. Aktiviste göre, veri merkezlerinin çevresel maliyeti, şirketlerin iddia ettiğinden çok daha yüksek.
Brockovich'in hedefinde özellikle büyük teknoloji şirketleri var. Google, Amazon ve Microsoft gibi firmaların veri merkezi projelerini gizli tuttuğunu iddia eden aktivist, bu şirketlerin kamuoyunu yanılttığını söylüyor. Brockovich, şeffaflık olmadan bu tesislerin gerçek etkisinin anlaşılamayacağını savunuyor.
Kampanya, özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nde su sıkıntısı çeken bölgelerde yoğunlaşıyor. Brockovich, Arizona ve Oregon gibi eyaletlerdeki veri merkezi projelerine odaklanmış durumda. Bu bölgelerdeki yerel yönetimlerin, teknoloji şirketlerine verdiği teşvikleri de eleştiren aktivist, kamu yararının göz ardı edildiğini belirtiyor.
Brockovich, kampanyasını sosyal medya ve yerel topluluk toplantıları aracılığıyla yürütüyor. Aktiviste göre, veri merkezlerinin gizliliği, sadece çevresel değil aynı zamanda demokratik bir sorun. Kamuoyunun bu konuda bilinçlenmesi gerektiğini vurgulayan Brockovich, teknoloji şirketlerine çağrıda bulunuyor.
Erin Brockovich, daha önce Pacific Gas and Electric Company'ye karşı açtığı dava ile tanınmıştı. Şimdi ise veri merkezlerinin çevresel etkilerini gündeme taşıyor. Aktiviste göre, teknoloji endüstrisinin büyümesi, çevresel maliyetlerin göz ardı edilmesine yol açmamalı.








